Rise of the Ronin İncelemesi

Oynanışı, geniş dünyası ve grafikleriyle oyuncuyu şaşırtan Rise of the Ronin'i inceledik.

Serhat Uzun
Serhat Uzun
20 Dk Okuma Süresi
Rise of the Ronin
8
Rise of the Ronin

Souls oyunlarının bir delisi olarak Nioh’lardan pek haz ettiğim söylenemez. Lakin Team Ninja yıllardır severek takip ettiğim, oyunlarından aşırı keyif aldığım bir oyun firmasıdır. Wo Long ile beni biraz tavlamış olsalar da Rise of the Ronin’i ilk gördüğümde kendilerinin “açık dünya yapacağız” dediklerinde oynanışı biraz ham mı yapacaklarını düşünmüş ve oyuna karşı olan heyecanımı kaybetmiştim ama oyunu oynadıktan sonra bütün fikrim değişti.

Her incelememde olduğu gibi türle, oyun serisiyle veya firmayla olan bağımı anlatmak istiyorum. Ninja Gaiden’lar ve Wo Long oldukça sevdiğim oyunlardır. Nioh tarafında ise benim şahsi görüşüm genele nazaran o kadar da iyi olmadıkları olsa da yine beğenerek oynadığım oyunlardır. Kısacası ben genel olarak bu kişilerin elinden çıkmış oyunları severek oynuyorum. Lakin Rise of the Ronin ile beraber stüdyoya karşı sempatim bir ekstra yükseldi.

Rise of the Ronin hikayesi

Adettendir, incelemeye her zaman olduğu gibi hikaye ile başlayalım. Hikayeyi biraz daha Soulslike oyunlara göre değerlendireceğim. Rise of the Ronin hikayeyi size karakterler arası diyaloglarla, oyunun menüsündeki ansiklopedi isimli kısımlarla ve ara sahnelerle temiz bir şekilde sunuyor. Bu da aslına bakarsanız zaten kendisini soulslike hikaye anlatımlarından çok daha net bir şekilde uzaklaştırıyor.

Rise of the Ronin

Ben genel olarak hikaye anlatımını sevdim ve bunun en büyük sebebi aslında tarihteki önemli insanların içerisinde bulunduğu kurgusal bir hikayeyi oynuyor olmamız. Tarihteki belirli olaylar benzer yaşanıyor olsa da doğal olarak birçok farklılık da bulunduruyor. Hikaye Japonya’nın Bakumatsu (1853-1867) döneminde başlıyor. Edo dönemlerinin sonuna yaklaşılmış, Batı tarafının ağırlığını gördüğümüz bir Japonya var karşımızda. Siz de Şogunluk karşıtı iki kardeşten birini oynuyorsunuz.

Bu iki kardeş giriştikleri görevde çıkan sorun dolayısıyla ayrı kalıyorlar ve siz kardeşinizi bulabilmek amacıyla maceraya atılıyorsunuz. Bu macerada da iki siyasi düşünce arasında kalıp seçiminizi yaparak ilerlemeye çalışıyorsunuz. Daha sonrasında her hikayede olduğu gibi Rise of the Ronin’in hikayesi de dallanıp budaklanıyor. Yeterli seviyede merak unsuru da uyandırıyor oyuncuda.

Tek rahatsız olduğum nokta bu iki tarafla da ortak bir şekilde belirli noktaya kadar ilerleyip birileriyle bozuşmamanız. Ben Şogun karşıtı insanlarla takılırken bir yandan da 2-3 tane Şogun görevi yaptığımda bana sadece gelip ”sen hayırdır?” yaptılar. Bu da benim hikayeye dair olan etkimi bir tık azalttı. Keşke iki taraftan birine direkt yanlayıp harbiden buna göre hikayeyi değiştirebiliyor olsaydık dedirtti.

Oynanış

Evet, gelelim Team Ninja’nın açık ara en iyi yaptığı şeye. Rise of the Ronin, ne açık dünyasıyla ne hikayesiyle ne de grafiğiyle ön plana çıkan bir oyun değil. Ancak zannetmeyin ki oyunun diğer kısımları kötü. Bence Rise of the Ronin’in iyi bir oyun olmasındaki ana sebeplerden biri her şeyi ortalama veya ortalama üstü yapabiliyor olması. Şimdi dilerseniz genel kılıç dövüşleriyle oynanış tarafını irdelemeye başlayalım.

Rise of the Ronin genel olarak parry üzerine kurulu bir savaş sistemine sahip. Lakin kendini sadece bununla sınırlandırmayıp genel olarak dodge ve blokları kullanarak da oyunda ilerlemenize olanak sağlıyor. Peki nedir bu oyunun oynanışını çok eğlenceli kılan?

Kavga 2

Aslında temeli yukarıda dediğim gibi parry olsa da kullandığınız silahların çeşitliliği sayesinde inanılmaz eğlenceli ve sıkmayan bir oynanış sunabiliyor. Tabii ki yine temeli aslında Stamina bozmak oluyor. Düşmanların ve sizin Ki gücünüz var ve bu ki gücü oyundaki stamina’ya denk diyebiliriz. Parry yaptıkça ve güçlü saldırılar yaptıkça düşmanın Ki sayısını düşürüp stun yapmaya çalışıyorsunuz. Tabii ki bunu yaparken de kendi Ki gücünüze dikkat etmeniz gerekiyor çünkü Ki gücünüz tükenirse düşmanlara karşı savunmasız kalabiliyorsunuz. Yani nerede saldırıp, nerede savunma yapacağınızı düzgün ayarlamanız gerekiyor.

Oyunda yanlış hatırlamıyorsam 9-10 farklı silah mevcut. Mızrak, Uzun kılıç, Katana, Çin kılıcı, Odaçi (favorimdir), Süngülü Tüfek, Düz kılıç vs. bu silahlardan bazıları. Elinizde 2 farklı silah taşıyabiliyorsunuz. Ayrıca silahların ekstra olarak üç temel stili var. Ten, Chi, Jin olarak üçe ayrılıyor ve bu üç temel stilin de kendi içerisinde ayrıldığı stiller var. Yani bir Chi stiline sahip iki farklı oynanış da görebiliyorsunuz. Her silahın da kendi içerisinde yarattığı farklılıkları düşündüğünüzde dövüş anlamında oyunun ne kadar çeşitlilik sağladığını az çok anlayabilirsiniz.

Kavga

Bu stillerin ayrı olarak birbirlerine kurduğu üstünlükler de mevcut. Bu üstünlükler sayesinde de karşınızdaki düşmanın kullandığı stile göre farklı stil seçerek her savaşınızı daha farklı hale getirebiliyorsunuz. Bu da savaşınızı ekstra ilgi çekici hale getirebiliyor.

Oyunda kullanabileceğiniz tonla yan silahınız var. Bunlar arasında Yay, Tabanca, Tüfek, Alev silahı, Şuriken, Sis bombası vs. gibi silahlar da mevcut. Özellikle bunları geliştirdiğinizde de oldukça işinize yarayabiliyorlar. Mesela ben oyunun ilk kısmını tüfek kullanarak oynadım ancak sonrasında yay ve tabancaya dönme kararı aldım. Her silahın kendine has artısı ve eksisi var. Mesela yaylar kasklı düşmanları kafadan vurduğunuzda öldürmezken tüfekler direkt öldürebiliyor. Lakin tüfekler de yay kadar rahat bir kullanıma ve hıza sahip olamayabiliyor. Kendi tarzınızı yaratmanız oldukça mümkün. Ana silahlarda da yan silahlarda da yeterince çeşitlilik sunulmuş durumda. Mesela son olarak yaylarda alevli veya zehirli ok atabileceğinizi söylemiş olayım.

Ben oyunu genel olarak Odaçi isimli uzun katanalarla oynadım diyebilirim. Diğer ana silahım ise klasik Katana’idi. Düz kuvvet tabanlı bir karakter seçmiş olmama rağmen oyun tüm silahları kullanmanıza izin veriyor bu da nerde ilerlemek isterseniz orda ilerlemenize olanak sağlıyor. Katana’da Devil May Cry’daki Vergil’in stilini kullanırken Odaçi’de kafama eseni kullandım sürekli. Arada büyük kılıçlara, mızraklara da geçişler sağladım ve oldukça eğlendim.

Ayrıca oyunda etraftaki eşyaları da güzelce kullanabiliyorsunuz. Elinizde bir Grappling Hook var ve bu hook ile etraftaki şeyleri alıp düşmanlara fırlatabiliyorsunuz hatta stamina’sı kırılmış düşmanları diğer düşmanlara da fırlatabiliyorsunuz. Bu tarz çevreyle etkileşimli hareketler de oyuna güzel bir renk katmış. Son olarak da çoğu souls-like oyununda olan kılıcınıza zehir, ateş vs. gibi şeyler de sürebiliyorsunuz.

Adami cekmek

Zorluk açısından nasıl bir şey diyebileceğimi çok bilemiyorum. From Software’den çıkmış olan tüm souls oyunlarını ve soulslike taraftaki çoğu oyunu bitirmiş olmamdan kaynaklı benim türe karşı aşırı bir alışıklığım var. O yüzden Rise of the Ronin’i oynarken azıcık bile zorlanmadım. Bunun sebebi oyunun diğer souls oyunlarına göre daha kolay olması da olabilir, benim elimin çok alışması da olabilir. Siz bunu her ikisi olarak kabul edebilirsiniz. Rise of the Ronin genel anlamda parry kısmını öğrendiğinizde aşırı basitleşen bir oyun. O yüzden azıcık vakit ayırdığınızda kafanız rahat bir şekilde ilerleyebilirsiniz bence.

Zorluk tarafından korkuyorsanız oyunun güzel kısımlarından biriyse yanınıza müttefik alabiliyor olmanız. Her görevde yanınıza bir veya iki dostunuzu alabiliyorsunuz. Bu da doğal olarak oynanışı kolaylaştırıyor. Ben genel olarak tek ilerlemeyi tercih ettim ama inceleme yapacağım iki üç göreve müttefiklerimle de girdim. Göreve alabileceğiniz müttefikler sınırlı, görevden göreve de farklılık gösteriyor. Her dostunuzun kendine göre size bir artısı oluyor. İncelemenin ilerleyen kısımlarında ilişkilerden bahsedeceğim ama burada da kısaca değinmiş olayım. Yanınıza aldığınız kişiyle ilişkiniz ne kadar iyiyse size kazandırdığı ekstra özellikler de artıyor. Son olarak da görev esnasında canınız biterse diğer müttefikinizin kontrolüne geçip kendinizi kaldırabiliyor veya düşmanla müttefikinizin stiliyle dövüşebiliyorsunuz.

Müttefiklerin bir diğer güzel özelliğiyse aslında sizin kullandığınız stillerin gelişmesindeki rolleri. Onlarla olan ilişkiniz stillere direkt olarak etki ediyor. Mesela bir NPC’de Katana’nın farklı bir stili varsa kendisiyle yakınlaşıp o stili açabiliyor. Daha sonrasında oyunda bulabileceğiniz dojolarda kendileriyle dövüşüp yenerek o stillerin daha güçlü versiyonlarını kazanabiliyorsunuz.

Stiller

Bosslardan da söz etmem gerekirse açıkçası beni net bir biçimde zorlayan bir boss olmadığından dolayı çok aklımda kalan bir dövüş olmadı. Bazı boss dövüşleri 2v2 üzerine kurulu yapılmış ama ben tek girdiğim için 2v1 yaptım bossları ve o zamanlarda dahi bir zorluk çekmedim o yüzden spesifik çok eğlendiğim bir boss oldu. Hatta açık konuşmak gerekirse oyunun 2.yarısında açılan dojoda Shusaku Chiba ile yaptığım 7000 puan almam gereken challenge’da tüm bosslardaki savaştan daha çok keyif aldım.

Ayrıca oyundaki seviye atlama ve gelişme tarafından da bahsedeyim. Oyunda seviye atlayabileceğiniz 2 farklı durum var. Biri dünyada yaptığınız şeylerle kazandığınız karma puanınız diğeri ise klasik deneyim puanınız. Deneyim puanınız arttığında bir adet beceri puanı kazanıyorsunuz. Kazandığınız karmaya bağlı olaraksa diğer beceri puanlarını kazanabiliyorsunuz. Sadece karmaları seviye atlatacak kadar kazandığınızda bir bonefire’a oturmanız gerekiyor. Aksi takdirde öldüğünüzde karmanızı kaybedebiliyorsunuz.

Beceri tablosunda 4 farklı ana beceri kısmı var. Bunlar Kuvvet, Çeviklik, Karizma, Zeka. Bu tablolarda hem beceri puanıyla hem de tablodaki özelliğin puanıyla geliştirmeler yapabiliyorsunuz. Mesela ben Kuvvet karakteri oluşturdum ama aynı zamanda diğer özellikleri de geliştirmeye devam edip daha güçlü bir karakter oluşturdum. Yani sadece bir tanesini seçip ilerlemek yerine hepsine birden odaklanıp ilerleyebiliyorsunuz. Bu da yapmak istediğiniz şeyleri çeşitlendirmenizi sağlıyor. Hatta ben oyunun bir kısmında yay kullanmak yerine acaba Şuriken mi kullansam diyip Çeviklik tarafında şuriken hakkında alabileceğim tüm yükseltmeleri alıp bir anda buildimi Şuriken’e çevirmiştim.

Skill agaci

Oynanış kısmının son alt başlığı olmayan özelliğiyse gizlilik. Oyunda Elden Ring, Sekiro’dan fırlamış bir gizlilik sekansı mevcut. Gizliliğin ana amacı birkaç küçük düşmanı uğraşmadan öldürtüp ilerlemenizi sağlamak ama yapay zeka bunu o kadar desteklemiyor ki kullanırken gözlerim kanayıp durdu ne yazık ki. Beş metre yanındaki adamla dövüşümü görmeyen düşmanlardan tutun önünden arkasına geçtiğimi görmeyen düşmanlarla çok keyifsiz vakitler geçirdim gerçekten. Gizlilikte yay kullandığınızdaysa görüşü dışında olsanız dahi düşmanların sizi bulması gerçekten olağanüstü bir işçilikti. Keşke firmalar çeşitlilik katmak amacıyla böyle kötü gizlilik sekansları koymasalar oyunlara deyip açık dünya tarafına değineceğim.

Açık Dünya ve Görev Yapısı

Rise of the Ronin’in 3 farklı haritası bulunmakta ve bu haritalar boyutları dışında çok büyük farklılıklara sahip değil. Hemen hemen her haritada aynı şeyleri topluyor, benzer challenge’ları yapıyorsunuz. Tabii ki yan görevimsi olan görevler haritadan haritaya değişse de, dediğim gibi haritalardaki etkinliklerin temeli hep aynı.

Team Ninja ”Level Tasarımı” noktasında her zaman başarısız bir firma olmuştur ama bu eksiklerini de her zaman oynanışıyla kurtarmıştır. Açık dünya bir oyunda kendilerinden çok korkmuş olsam da bence açık dünya işini Ubisoft kadar kurtarmayı başarmışlar. Hatta haritalar küçük olmasından kaynaklı dolaşmak ve bir şeyler bulmak çok daha kısa sürüyor. Bu sayede de etraftaki şeylere daha fazla vakit ayırıp, daha fazla bölgeyi %100’lemek için çabalıyorsunuz. Açık konuşmak gerekirse bu oyun 2.haritada bitmesi gereken bir oyundu ama 3.haritayı da yapma gereksinimi duymuşlar. Tabi ki hikaye gereği oralara da gitmeleri gerekiyordu ama çeşitliliği bir noktada aşırı tükenen bir açık dünya olduğundan 3.haritada biraz bezmeye başlıyorsunuz.

Ucuyor

Ben kendi oyunumda açık dünyada gezinmekten keyif alsam da doğal olarak yapacağınız şeyler bir noktada sizi sıkıyor. Genel olarak açık dünyasındaki aktiveteleri saymam gerekirse; Kedi toplamak, Asayiş bölgelerindeki düşmanları öldürmek, At, Planör gibi challengeları yapmak, yan görevleri tamamlamak, fotoğrafçılık, etrafta karşınıza çıkan belirli anlık olaylara yardımcı olmak(birine saldırılıyor, birinin cüzdanı çalınıyor vs.), Özel mülkleri ziyaret, etrafı daha rahat görmenizi sağlayan bonefirelar diyeceğim oyundaki adını unuttuğum için, firardaki kişileri yakalamak gibi tonla içerik var ancak dediğim gibi bunlar bir noktadan sonra doğal olarak kendini tekrar ediyor. Beni en azından 45. saate kadar çok da sıkmadılar ama bir noktadan sonra doğal olarak oyuna odaklanayım dedirtmeye başlıyorlar.

Oldukça renkli gözüken dünyasında da gezmek açıkçası oldukça hoşuma gitti. Özellikle dönemini mükemmel yansıttığını söyleyebilirim. Kırsalda eski tarz japon usulü evleri görürken şehirleşen bölgelerde daha fazla batı etkisini görmek çok hoşuma gitti. Fakir bölgeyle zengin bölgesindeki farklılıkları da iyi yansıttığını düşünüyorum. Açık dünyası atmosfer ve içerik açısından beni yeterince tatmin etmeyi başardı. Tebrik etmek lazım Rise of the Ronin’i.

Ekstra olarak bu açık dünyada kendinize ait bir eviniz olabiliyor ve bu evin içerisini düzenleyebiliyor, kıyafetlerinizi seçebiliyor, evinize gelen NPC’ler ile sohbet edip evde bazı ekstra yan görevleri halledebiliyorsunuz. Ev sizin genel olarak dinlenme alanınız. Ben eve her geldiğimde karakterimin görüntüsünü değiştirip, kurtardığım kedileri görevlere gönderip, köpeğime de 10000 sikke verip dolaşmaya gönderiyordum. Zaten ev tarafında bundan fazlasını yapamıyorsunuz. Etrafa dizdiğiniz eşyalardan çok minik pasif özellikler kazanabiliyorsunuz. %2 daha fazla sikke kazanmak bunlardan biri. Son olarak da ileride açılan Ruh Seyri özelliğiyle geçmişteki görevlerinize dönüş yapıp, farklı diyaloglar seçebiliyorsunuz.

Ev2

Açık dünya RPG oyununda doğal olarak ilişkiler de oyunun önemli bir işlevi. Daha demin bahsettiğim üzere NPC’ler ile olan ilişkiniz size ekstra stil güçleri de verebiliyor ama ekstra olarak romantik bir ilişkiniz de olabiliyor. Romantik ilişkinin getirisini göremedim ama yanınıza bir hanım veya bey almak istiyorsanız uğraşabilirsiniz. Özellikle belirli diyalog seçimlerinin odunluğu eğlendirdi beni.

Görev yapısına geleceksek de Rise of the Ronin gerçekten kendini aşırı tekrar ediyor. Genel görev yapısı aynen şu şekilde: Görevi veren NPC ile konuşursunuz, görev yerine gelirsiniz. Görev yerinde birkaç düşman olur bu düşmanları öldürmeniz veya x yerine ulaşmanız istenir. Bu istenilen görevin altında da opsiyonel yazısıyla beraber 2 veya 3 tane kuvvetli düşman öldür yazısı görünür. Sonrasında isterseniz kuvvetli düşmanları indirip gitmeniz gereken yere gider kapıyı açarsınız mini boss veya boss ile dövüşür, kurtarmanız gereken veya yapmanız gereken şeyi yaparsınız görev biter. Ne yazık ki görev yapısı bundan ileriye gidemiyor Rise of the Ronin’de.

Savasa giderken

Son olarak oyunun oynanışını özetlemem gerekirse oyunun 50. saatinde dahi sıkılmış bir şekilde oynamıyordum oyunu. Hatta dövüşü öyle keyifli ki yaptığım şeylere şok olup ulan ne güzel dövüşüyorum bile dedim. Farklı farklı silahların R1+kare, üçgen, Daire ve X saldırılarını deneye deneye öğrenmek ve bu denediğin şeylerin hepsinin farklı hareket olduğunu görünce daha fazlasını açma isteğinin gelmesiyle aşırı keyifli bir oynanış sunuyor Rise of the Ronin. Ben basit bir oyuncuyum, bir oyunun oynanışı keyifliyse beni kendine bağlıyor ve Rise of the Ronin’de tam olarak bunu yaşadım.

Grafik ve Atmosfer

Gelelim oyunun en tartışmalı kısmına. Dragon’s Dogma 2 incelememde oyun içi satın alımlardan drama çıkmışken, Rise of the Ronin tarafında da grafik draması ortaya çıktı. Sanıyorum ki artık çıkan tüm oyunların bir draması olacak. Biz dramadan uzak kendi fikrimizle devam edelim istiyorum.

İlk olarak oyunun grafik kalitesi kesinlikle bahsedildiği kadar kötü değil. Lakin yeni nesil bir oyuna yakışacak bir grafik stili de kesinlikle yok oyunun içerisinde. Oyun belirli noktalarda çok güzel gözükürken belirli noktalarda kötü bir PS4 grafiğine de dönebiliyor. Lakin genel anlamda hoş bir görüntüsü var. Belirli kısımlarda dediğim gibi dokular pikselleşiyor, texturelar bozuluyor. Yine de PS3 grafiği, grafikler çöp falan denilecek bir şey yok ortada. Zaten oyunun temeli grafiğinde de değil oynanışında yatıyor. Böyle bir oyun için yeterli bir grafiğe sahip.

Ucuyor 2

Atmosfer kısmında da oyunu öveceğim. Açık dünya kısmında bahsettiğim zengin fakir bölgeleri çok bariz ayırmış ve fakir bölgedeki hastalıkları gayet güzel gösteriyordu oyunculara. Japonya’daki kara gemiler olaylarında batılılaşmayı da ancak bu kadar güzel aktarabilirdi. Toplum içerisindeki o değişimi bariz bir şekilde görebilmek beni bayağı keyiflendirdi. Team Ninja ekibinden bu kadar iyi bir iş çıkarmalarını açıkçası beklemiyordum.

Ses ve Müzik Tasarımı

Ses tarafında oldukça tatminkar bir his mevcut. Kılıcınızla güçlü saldırı yaptığınızda farklı bir ses, düşmanın saldırısına yaptığınız parrylerdeki farklı sesler, menzilli saldırılara yaptığınız parrydeki sesler ve düşmanın staminasını kırdığınızda ortaya çıkan sesler olsun. Oldukça iyi bir işçilik söz konusu. Saldırıları ve parryleri yaparken oyun sizin gerçekten bir şey başardığınızı ve güzel bir şekilde oynadığınızı size hissettiriyor. Müzik tarafındaysa genel olarak keyifli bir işçilik söz konusuydu ama aklımda kalan spesifik bir müziğin olmadığını da dile getirmiş olayım.

Optimizasyon ve Buglar

Rise of the Ronin teknik açıdan beni hiç üzen bir oyun olmadı. Herhangi bir kasma, takılma vs. ile karşılaşmadım. Aynı şekilde bug kısmında da oyunu bozan bir şey ile karşılaşmadım. Belirli eşyaların içine girme, etrafa takılma veya NPC’lerin saçma hareketlerine rastladığım olsa da oyunu bozmadığı sürece böyle şeylere şahsi olarak takılmıyorum.

Sony Interactive Entertainment tarafından geliştirilip yayınlanan Rise of the Ronin, 22 Mart 2024 tarihinde çıkış yaptı. Okuyacak başka bir inceleme arıyorsanız Dragon’s Dogma 2 incelememize göz atabilirsiniz.

Rise of the Ronin
Rise of the Ronin
8
İnceleme 8
Bu makaleyi paylaş
Takip et
MisteRNOOB Youtube Ekip Lideriyim. 16 yıldır oyun oynuyorum. Atari ile başlayan bu serüvenim hala devam etmekte.
Yorum Yap

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir