Ad image
Ad image

DOOM: The Dark Ages İncelemesi

DOOM: The Dark Ages ile beraber yine bol bol iblis keseceksiniz.

Serhat Uzun
12 Dk Okuma Süresi
DOOM: The Dark Ages
8.5
Review Overview

DOOM: The Dark Ages’a geçmeden önce DOOM ile alakalı olan geçmişimden bahsetmek isterim.

İlk DOOM’u çok küçükken ne kadar önemli bir oyun olduğunu bilmeden keyifle oynardım. Sonrasında bir gün abimin “Sonunda DOOM 3 oynayabileceğim.” dediğini çok net hatırlıyorum. İsmini aslında o günlerden duyduğum oyunun ne olduğunu sorduğumda bana küçükken oynadığım DOOM’u gösterince aynı hevesi abimle paylaşmıştım. Tabii ki kurulum sonrası oyunu açtığımızdaysa o zamanlardan küçük Serhat, DOOM 3’ün karanlık atmosferinden hem aşırı korkup, hem de çok ilgi duymuştu. İlerleyen yıllarla bu IP ile alakalı her şeyi tüketmeye doğru büyüdü bu ilgi.

Günümüze doğru geldiğimizdeyse DOOM (2016) ve DOOM Eternal ile beraber serinin tekrardan canlanması beni oldukça mutlu ediyordu ve serinin yeni oyununu dört gözle bekliyordum çünkü biliyorum ki yeni oyun çıktığında asla ve asla oynanış anlamında oyuncuyu üzecek bir şekilde olmazdı.

DOOM: The Dark Ages bence yine oynanış anlamında oyuncuyu üzecek bir yapım değil. Bana göre bazı eksikleri var ama ona artık incelemenin ilerleyen kısımlarında değinelim.

DOOM: The Dark Ages’ın Hikayesi

Tarihin en iyi FPS yapımlarından olarak görülen bu seri, genel olarak hikayeden ziyade oynanışa önem veren bir yapıdaydı. Gerçi DOOM 3 ile beraber bence hep bir hikaye anlatmaya çalışıyordu ama her oyuncu için doğal olarak bu biraz daha ikinci planda kalıyordu. Bu oyunla beraber Efsanevi Doom Slayer’ın geçmişine değiniyor oluşumuz hikayeyi doğal olarak diğer oyunlarına kıyasla daha önemli kılıyor.

Ss 7

Karanlık bir ortaçağ atmosferinde geçen yapım, Slayer’ın doğduğu ve cehennemle ilk karşı karşıya geldiği dönemi işliyor. Hikayenin anlatımı; ara sahneler, çevresel detaylar ve zaman zaman karşılaştığımız karakterler üzerinden ilerliyor. Her ne kadar klasik anlamda çok derin bir anlatım sunmasa da önceki Doom oyunlarına göre hikaye anlatımı konusunda karşımızda daha başarılı bir iş olduğu bariz.

Özellikle Slayer’ı bizler için herhangi bir ölüm makinesinden ziyade daha trajik şeyler yaşamış çok az da olsa empati kurabileceğiniz* bir karakter gibi lanse etmelerini oldukça sevdim. Oyunun ara sahneleri de oldukça hoş ve tempo düşürmeyen bir yapıda kurgulanmışlar. Normalde ben bu tarz oyunlarda ara sahne izlemek yerine direkt oyuna dalsam da bu yapımda bunları izlemeyi tercih ettim.

*Çok çok az bu arada adam iblis parçalıyor nasıl empati kuracaksın bu canavarla?

Oynanış

DOOM: the Dark Ages, klasik DOOM formülünü koruyarak kendine daha yavaş tempolu bir savaş sistemi hazırlamış. Ben bunu oldukça şaşırtıcı buldum çünkü son dönemin bana kalırsa ”modası” Boomer Shooter türünden de anlayacağınız şekilde yüksek tempolu yapımlardı. Lakin geliştirici ekip, asıl gücü olan yüksek tempolu savaş yerine daha yerinde durduğunuz ve parry üzerine biraz daha odaklı olan bir oynanışı seçmişler. Temeldeki formülü aslında biraz yavaşlatmış olmalarına karşın bir Gears of War veya Call of Duty oynamıyorsunuz. Dolayısıyla oyunun hızını %125-150 yaparak eski DOOM’lara biraz daha benzer bir hava yakalayabiliyorsunuz. Bunun yanı sıra bir yakın dövüş silahınızın olması ve cephaneliğinizde bin bir çeşit silahın olması diğer DOOM oyunlarının hissinden kopmamanızı sağlıyor.

Ss 12

Kalkan ve Yakın Dövüş

Çok uzatmadan oyunun asıl yeniliğine geçmek istiyorum. Kalkanı ilk gördüğümde Doom Slayer’ın eline ne kadar yakıştığını düşünsem de bir yandan da tereddütte düştüm çünkü ben oyunlarda kalkan kullanmayı seven biri değilim. Dark Souls’da kalkansız oynarım, Tekken’de blok dahi yapmadan dövüşmeye çalışırım ki Mighty Ruler’a bu şekilde çıktığımı belirteyim. Rekabetçi oyunlarda da sürekli saldırı tarafında daha başarılı olurum. Yani anlayacağınız benim kitabımda savunmadan çok saldırı vardır. Dolayısıyla Doom Slayer’ın elindeki kalkanı gördüğümde kuşku oluşmadı desem yanlış olur.

Ss 10

Oyuna girdiğimdeyse aklımdaki tek soru işareti kalkanın nasıl bir his vereceği ile alakalıydı. Şimdi şunu söyleyebilirim ki kalkan inanılmaz yakışmış Doom Slayer’a.

Düşmanların üstüne uzaktan fırlatıp küçük şeytanları ikiye böldükten sonra geri çekiyorum. Kalkanlı düşmanların kalkanlarına iki üç el ateş edip kalkanımı fırlatıp patlama yaratıyorum.

Bütün bunlar oyundan keyif almamı sağladı. Tabii ki sadece bu bahsettiklerimle de sınırlı değil. Kalkanı geliştirdikçe çok daha eğlenceli bir hale geliyor. Üstüne üstlük bide kalkanla sürekli parry yapabildiğiniz için de istediğiniz silah kombolarını yapabilmek daha kolay bir hale geliyor.

DOOM Eternal oynarken gariptir ki en zorlandığım şey, silahlar arasındaki komboları yapmaktı. Ne yaparsam yapayım, izlediğim insanlar kadar hızlı silah değiştirip kombolar yapamıyordum çünkü bir açık yakalayamıyordum kendimce. Lakin DOOM: the Dark Ages’da o açığı parry ile yakalayıp inanılmaz eğlenceli hareketler yapabildim. Buna ek olarak kalkanın büyük düşmanları sersemletme gibi bir özelliği de var. Dolayısıyla kalkan oyunun çok büyük bir alanına çok keyifli şekillerde etki edebiliyor.

Ss 11

Oyundaki yakın dövüş sistemini de biraz güncellemişler. Eternal’ı oynayalı yıllar oldu -testere ile yakın dövüş saldırısı yapabildiğimizi hatırlıyorum sanki- ama bu oyunda birçok farklı şey kullanarak yakın dövüş saldırısı yapabiliyorsunuz. Oyunun ilk aşamasında yumruğunuzu kullanıp üçlü kombo yapabilirken, Dreadmace ve Flail ile de yeni yakın dövüş saldırıları yapabiliyorsunuz ve hepsi de kendince tatmin ediyor oyuncuyu. Haliyle kalkanımla birini sersemletip üstüne üçlü komboyu yapıp parçalandığını görmek beni çok eğlendirdi.

Bunlara ek olarak oyunda 12 silah var. Bu da aslında oldukça yeterli bir çeşitlilik bence. Bunların bazıları çok tanıdık olduğumuz bazı silahlarken, üzerinde yeni mekanikler denenen silahlar da var. Onları da kendinizin deneyim etmenizi öneriyorum. Özellikle silah konusunda bence eksiksiz bir yapım var karşımızda. Özellikle bazı silahların tasarımları Painkiller’ı andırdı bana bu da benim için hoş bir artı çünkü Painkiller’ı çok severim.

Ss 5 1

Harita tarafındaysa oyunun yapımcıları bazı kısımlarda çok tembelliğe gitse de ben genel olarak sıkılmadan oynadım. “Elite düşmanı öldür” kısımları dışında oyuncuyu keşfe iten yönlerini sevdim. Haritada bulunabilecek yerlere gidip karakterinizi geliştirebileceğiniz eşyalar da bulabiliyor veya ikonik hale gelmiş oyuncaklarla karşılaşabiliyorsunuz.

Bunun dışında oyuna bir özgürlük vermeye çalışmışlar ama sanki bu özgürlüğü burada değil de Eternal benzeri bir oynanışta vermelerinin daha eğlenceli olup olmadığını düşündüm. Bu sebepten dolayı yan içerik olarak etrafı gezmek ve bir şeyleri bulmak beni rahatsız etmedi. Genel olarak keyifliydi diyebilirim.

Son olarak oyundaki son yeniliklerden bahsedeyim: Ejderha ve Meka Slayer. Açık konuşmak gerekirse ikisi de oldukça ortalama eklentiler. Ne çok iyi ne çok kötü. İki sekansın da mekanik sayısı o kadar az ki çok hızlı kendilerini tekrar ediyorlar. Lakin klasik DOOM oynanışına minik bir ara verip nefes aldırdıkları için de keyifli buluyorum. Ejderha’da sadece etrafta uçup saldırmanız gereken yere kitlenip ateş ediyorsunuz. Onlar size saldırdığında dodge atıp daha güçlü ateş ediyorsunuz. Ejderhanın sevdiğim tek kısmı özel bölgelere de inip oralarda bazı özel şeyler bulabilmek oldu. Açıkçası iki mekanikte de tartışılacak bir derinlik bulunmuyor diyebilirim.

Meka Slayer ise başlangıç olarak insanı çok gaza getiren ama çok hızlı sönen bir oynanışa sahip. Sol tık sol tık, dodge at, barı doldur ve sağ tık yap üzerine kurulu. Dediğim gibi bu iki eklentiye çok güzel derinlik ekleyebilirlermiş. Lakin çok basite indirgeyip çok yüzeysel iki eklentiyle baş başa bırakmışlar oyuncuları.

Ss 4 1

Grafik ve Atmosfer

Evet, gelelim Orta Çağ atmosferinin ve grafiklerin konuşulduğu yere. Öncelikle rahatlıkla şunu söyleyebilirim. DOOM: The Dark Ages çok güzel gözüken bir oyun. Gerek karanlık alanları ve savaş bölgeleri gerekse aydınlık bölgeleriyle her seferinde ortalamanın bence çok üstünde bir görsellik sunuyor. Yukarıda bazı silah tasarımlarının Painkiller’ı andırdığını söylemiştim. Aynı şekilde oyunun ilk bölümünde de benzer hisler yaşadım. Eğer ki daha önce Painkiller oynadıysanız özellikle ilk bölümün belirli kısımlarını oynadıklarında ne demek istediğimi anlayacaklardır.

Doku kalitesi olarak zaten yeterince iyi bir oyun var elimizde ve bunu sanat tasarımlarıyla da çok güzel besliyorlar. Oyunda geniş alanlara geldiğinizde etrafınıza birazcık bile bakarsanız olağanüstü görüntüler görebiliyorsunuz. Devasa heykeller, binalar, savaşın genel durumunu gösteren sahneler derken insanı büyülemeyi başarıyor. Dolayısıyla ben görsel açıdan yeni DOOM’u bayağı beğendim.

Atmosfer tarafındaysa yine çok iyi bir işçilik söz konusu. Gerek müzikler gerekse ortamlar ile inanılmaz bir ürün çıkıyor ortaya. Zaten ne zaman DOOM oynasam ister istemez hem oynanışı yüzünden hem de atmosferi yüzünden başka herhangi bir şeye dikkatimi veremez oluyorum. Savaş atmosferini daha iyi verebilen oyun sayısı bir elin parmağını geçmez. Etraftaki ölüler, savaşan ekipler, sizi öldürmek için bekleyen şeytanlar ve siz… Her şey birbirini o kadar destekliyor ki oyundan kopamıyorsunuz.

Ss 9

Ses ve Müzikler

DOOM, müzik noktasında her zaman ikonik bir seriydi ve bence DOOM: the Dark Ages’da bu ikonikliği devam ettiren bir oyun olmuş. Bana kalırsa Eternal kadar iyi değil ama yine de içerisinde birden fazla çok iyi müzik var. Unchained Predator, Infernal Chasm, Colossus Unleashed ve When the Shadows First Lengthened kesinlikle playlistime girecek müzikler oldular. Tabii ki bunlara ekstra ekleyebileceğim müzikler var: From the Ashes ve Atlan Battleground. Zaten DOOM, müzikleriyle beraber atmosferi beslemekte ve oyuncuları gazlamakta usta bir seri. Dolayısıyla daha fazla diyecek söz bulamıyorum.

Ses tasarımı tarafındaysa id Software yine mükemmel bir iş çıkarmış. Gerek silahların çıkardığı gerekse yakın dövüşte düşmanlara vurduğumuzdaki sesler veya düşmanların parçalara ayrılma efektleri derken oynarken ciddi anlamda ASMR tadında bir deneyim yaşıyorsunuz. Aynı zamanda düşmanların sesleri ve saldırılarını rahatlıkla duyup ona göre tepki verebiliyorsunuz.

Buglar ve Optimizasyon

Bug tarafında arada zıplarken sıkıştığım kısımlar dışında herhangi bir sorunla karşılaşmadım. Optimizasyon tarafındaysa RX 7600’lü ekran kartımla FSR açarak medium ayarlarda oynamak durumunda kaldım. O yüzden birazcık sizin kararınıza kalmış. Ortalama bilgisayarla sanıyorum low ayarlarda oynanabilecek bir yapımla karşı karşıyayız. Lakin ben bilgisayar uzmanı olmadığımdan, sizin yine araştırmanızı öneriyorum.

id Software tarafından geliştirilen ve Bethesda Softworks tarafından yayınlanan DOOM: The Dark Ages, 15 Mayıs 2025 tarihinde çıkış yaptı. Eğer farklı bir inceleme okumak istiyorsanız The Midnight Walk incelememize göz atabilirsiniz.

DOOM: The Dark Ages
Review Overview
8.5
İnceleme 8.5
Bu makaleyi paylaş
MisteRNOOB Youtube Ekip Lideriyim. 16 yıldır oyun oynuyorum. Atari ile başlayan bu serüvenim hala devam etmekte.
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir