
Tim Burton filmlerinden fırlama olan The Midnight Walk’un incelemesine hepiniz hoş geldiniz. Eski Lost in Random geliştiricileri tarafından geliştirilen The Midnight Walk, aynı o yapımda olduğu gibi oldukça ilgi çekici bir görsel tarz ile karşımıza çıkıyor. Kilden karakterleri stop-motion animasyon tekniğiyle canlandıran ve önümüze seren oyun, birçok yerde sizi şaşırtmayı başarıyor.
Hikaye
Oyunda, The Burnt One isimli karakteri kontrol ediyoruz. Güneş’in yok olduğu bir dünyada yanımızda sadece Potboy adında küçük bir alev çaydanlığı (kendi koyduğum isimdir, resmi değil) var. Amacınız Moon Mountain’e ulaşarak Güneş’i yeniden hayata döndürmek. Bu yolculuk sırasında her biri ayrı ayrı acı dolu konseptlere sahip altı farklı kasabayı ziyaret ediyorsunuz.
Oyuncuya hikayeyi farklı şekillerde anlatmaya özen göstermiş bir oyunla karşı karşıyayız. Bazen bulduğunuz notlar bazen de bir anlatıcı tarafından anlatılan hikayeler, karakterler arasındaki diyaloglar ve ara sahne benzeri çalışmalarla hikayeyi öğreniyoruz. Örneğin ilk kasabanın hikayesini anlatan ilginç bir yaratıkla karşı karşıya geliyorsunuz. Seslendirmeler o kadar kuvvetli ki o kısımda yaratık bize hikayeyi anlatırken o kadar rahatsız oldum ve her an bir jumpscare tarzı bir şey çıkacağını düşünüp diken üstünde dinledim hikayeyi. Size atmosferi çok iyi verebilmeyi başarmış bir oyun. Açıkçası yaratmaya çalıştıkları evreni de oldukça beğendim diyebilirim.

Oynanış
The Midnight Walk, temelinde gizlilik ve bulmacalar üzerine kurulmuş bir oynanışa sahip. Siz oyunun hikayesini deneyim ederken bir yandan bazı çok zor olmayan bulmacaları çözüyor ve bir yandan tehlikelerden uzak durmaya çalışıyorsunuz. Açık konuşmak gerekirse oynanış tarafında beni etkileyen herhangi bir şey olmadı. Genel olarak Potboy’u veya kibrit fırlatan silahınızla bulmacaları çözüyorsunuz.
Daha önceki yapımlarda görmediğimiz tek farklı mekanik, gözlerinizi kapatarak etraftaki seslere göre gitmeniz gereken yeri bulmak veya bulmacayı çözmek. Oyun VR platformlarında da olduğu için bu mekaniğin VR’da daha iyi çalışacağına inanıyorum ama ben direkt PC’de oynadığım için beni o kadar etkileyen bir mekanik olmadı. Tabii ki kötü bir işçilik demiyorum. Çünkü bu mekanik sayesinde gidemediğiniz yerlere gidebiliyor veya bazı bulmacaları çözebiliyorsunuz. Bu da diğer bulmaca tabanlı oyunlarda pek karşılaşmadığımız bir şey. Lakin oyunda ilerledikçe oyuncu için çok sıradan bir mekaniğe dönüşüyor bence.

Bunlar dışında düşmanlardan saklanıyorsunuz ya da onların ilgisini farklı bir yere çekip kendi yolunuzu açabiliyorsunuz. Bunu Potboy’un farklı yerlerde ateş yakmasını sağlayarak yapabiliyor ya da kibrit silahınızla da yapabiliyorsunuz. Kibrit silahınızın yanlış hatırlamıyorsam beş veya altı mermisi oluyor. Eğer ki merminiz biterse etraftaki kibrit kutularından yenilemeniz gerekiyor.
Oyunun temel döngüsü karanlık yerleri aydınlatarak ilerlemek üzerine kurulu da diyebiliriz. Mekaniksel olarak çok etkilemese de atmosferi kurmada ve hikayeyi anlatmada bence çok güzel bir iş çıkarmışlar. Güneşin olmadığı bir dünyada bazen ışıkla bazen de gözlerinizi kapatarak yolunuzu bulmanız hoş bir tema bence.
Etrafta bazı ses kayıtları da bulabiliyorsunuz. Bunları da yürüyen evinizde dinleyebiliyorsunuz. Evet, yürüyen evinizde.
Grafik ve Atmosfer
Oyunun açık ara en güçlü olduğu yere geldik. Tamamen kilden ve stop-motion animasyon tekniğiyle yapılmış olmasına hala inanamıyorum. Ben el becerisinden yoksun bir insan olarak böyle işlere ekstra saygı duyuyorum. “Sen kile o şekli nasıl verdin? Nasıl bu kadar pürüzsüz harika gözüken bir iş ortaya çıkardın?” Oyunun görsel tarzı resmen buram buram kalite kokuyor. Stop-motion tekniğindeki diğer işlere baktığımda bunların zaman zaman çiğ gözüktüğünü görebiliyorum ancak The Midnight Walk’un bu tarz bir çiğliğe sahip hiçbir anı yok.

Oyun başta da dediğim gibi Tim Burton evreninden fırlama duruyor. Hatta karşılaştığımız bir karakteri Nightmare Before Christmas’daki kasabanın başkanına aşırı benzettim. Ayrıca sadece kalitesi değil, oyuna etkisi de çok güzel olmuş bu görselliğin. Kasabalardaki evler dışında anlatılan hikayelere baktığımızda atmosferi inanılmaz destekleyen bir görsel dil de mevcut. Oyunda ilerledikçe ustalıkla yapılmış işçiliğe hayran kalmamak elde değil. Karakterlerin dikişlerinden tutun, duvardaki çatlaklara kadar her detay düşünülüp hazırlanmış. MoonHood’un ellerine sağlık demek düşüyor bize.
Ses ve Müzik
Müzikler oyunun atmosferini oldukça destekler nitelikte yapılmış. Özellikle bazı müzikleri kesinlikle playlistime ekleyeceğim. Oyunun karanlık yapısını desteklerken minik tatlı tınılarla güzel müzikler yapılmış. Bir yandan durumun rahatsızlığını dile getiren müzikler dinlerken bir yandan rahatlatıcı hoş müzikler de dinliyoruz.
Yine de asıl güçlü kısmının ses tasarımında olduğunu düşünüyorum. Bir kere kilden yapılmış bir oyun için hem yaratıldığı dünyadan izler taşıyan hem de sırıtmayacak şekilde sesler tasarlamış olmalarını aşırı takdir ediyorum. Bir yandan da gözlerinizi kapamanız gereken sekanslarda tamamen seslere göre hareket ettiğiniz için, bu kötü yapılmış olsaydı oyun katlanılamaz bir hal alabilirdi. Lakin MoonHood bence bu işin üstesinden rahatlıkla gelmiş. Gerek gizlenmeniz gereken yerlerde olsun, gerek gözleri kapattığımızda olsun. Oyun oldukça başarılı şekilde seslerle size her şeyi anlatıyor.
Optimizasyon ve Buglar
Açıkçası oyunda neredeyse oyun bozan hiçbir bugla veya hatayla karşılaşmadım. Dolayısıyla o konuda problem olmadığını düşünüyorum. Aynı şekilde RX 7600’lü bilgisayarımda hiç kasmadan oyunu 60 FPS oynayabildim. Dolayısıyla ortalama veya ortalama üstü bir bilgisayarınız varsa rahatça oynayabileceğinizi düşünüyorum.
MoonHood tarafından geliştirilen ve Fast Travel Games tarafından yayınlanan The Midnight Walk, 8 Mayıs 2025 tarihinde çıkış yaptı. Eğer farklı bir inceleme okumak istiyorsanız South of Midnight incelememize göz atabilirsiniz.