Ad image
Ad image

Zombiler Kaçın, Kyle Crane Geri Döndü! — Dying Light The Beast İncelemesi

Dying Light serisinin imza ismi Kyle Crane Dying Light The Beast ile geri döndü! Bu kez zombiler canavardan kaçacak delik arayacak.

Berke Sönmez
Berke Sönmez - Deputy Editor
18 Dk Okuma Süresi
Dying Light The Beast
8
Dying Light The Beast

Zombi oyunları dendiği vakit akla ilk gelen serilerden biri bugünkü konuğumuz. Dying Light serisi ülkemiz başta olmak üzere dünya genelinde de pek bir takipçiye sahip. İlk oyunun Şanlıurfa İstanbul karışımı bir Harran kurgusunda geçen hikayesinin de etkisi ve daha pek çok iyi yönüyle öne çıkan Dying Light serisinin devamı, geri dönen ana karakteri Kyle Crane ile devam ediyor.

Aslında Dying Light 2: Stay Human için bir DLC olarak düşünülen bu proje, sızdırılmasının akabininde orta bütçeli bir oyuna yani Dying Light The Beast‘e dönüştü. Hatta oyuncu topluluğu ile iyi ilişkileri ile bilinen Techland, Dying Light 2: Stay Human’ın şu an satışta olmayan Ultimate versiyonunu satın alanlara ücretsiz olarak bu oyunu verecek. Sıkıcı bilgileri geride bıraktığımıza göre haydi Dying Light The Beast incelememiz için kolları sıvayalım.

Dying Light The Beast’e kadar Crane nerelerdeydi?

Bu kısımda ilk oyun ve The Following DLC’si hakkında üstü kapalı da olsa spoiler içeren minik bir özet vereceğimiz için dilerseniz bir alt başlıktan devam edebilirsiniz. GRE isimli insancıl bir örgüt bünyesindeki Kyle Crane’in yolu, 2014 yılında Harran’a düşüyor. Özellikle düşüyor dedik çünkü helikopterden atlarken paraşütü takılıyor ve bir grup zombi veyahut geçen tabiriyle marazlı tarafından saldırıya uğruyor. Bu saldırıyı Jade ve beraberindeki dostlarımız sayesinde bir ısırıkla atlatan Crane için her şey daha yeni başlıyor. Rais’i alt etmek için çıkılan bu yolculukta kuleden pek çok dost ediniyor ve kendi görevimizi kenara bırakıp onlara da yardımcı oluyoruz.

Gel zaman git zaman derken bazı acı kayıplar da vererek ilk oyunu ve devamında The Following DLC’sini de bitirerek Harran hikayesini noktalamıştık. 2. Oyunda sahneyi Aiden’a bırakan Crane hakkında net bir şeyler bilmeme durumumuz ise Dying Light The Beast’e değin korunmuştu. Yine günler geçtikçe ve nihayet oyun çıkınca öğrendik ki The Following sonrasında Crane bambaşka bir şeye dönüşmüş ve GRE isimli sözde insancıl örgüt tarafından avlanmış. Kendisini bir canavarmışcasına hapsetmiş ve üstünde yaptıkları deneyler ve biraz da kaderin cilvesiyle gerçekten bir canavar yaratmışlar.

The Beast’in yeni yolculuğu ne anlatıyor?

İşte tam devraldığımız bu noktada Dying Light serisinin bir ayağının hatta temellerinin Türkiye’ye dayandığı resmiyet kazanıyor. Türkiye’nin bir şehri olarak bahsedilen Harran ile sanıyoruz ki Techland biz Türk topluluğuna bir selam çaktı. 13 senedir işkence gördüğünü öğrendiğimiz Crane’in ağzından dökülen bu sözler ile Dying Light The Beast’te öğreneceğimiz yeni şeylerin fitilini yakmış oluyoruz. Laboratuvardan çıkışımız ile beraber başlayan macera, serinin önceki oyunlarında da olduğu gibi farklı noktalara dallanıyor. Ana amacımız doğrultusunda bir noktadan bir ötekine hoplayıp zıplarken yolumuzun kesiştiği kimselere de elimizden geldiğince yardım ediyoruz çünkü fazladan XP’yi niçin elimizin tersiyle itelim.

Dying Light The Beast

Çektiğimiz onca acının baş sorumlusu Baron’a ulaşmak gayesinde ne kadar güçlenirsek o kadar iyi ki hikayenin büyük bir kısmı buradan yola çıkarak inşa edilmiş. Crane ile benzer bir anatomiye sahip olan ancak onun kadar şanslı olmayan bazı deney mağdurları ile karşı karşıya geliyor ve güçlenmek için kendilerini alt etmek durumunda buluyoruz kendimizi. Lakin yalnızca Crane’in güçlenmesi ile olacak bir iş de değilmiş bu öyle diyor bizi laboratuvardan kurtaran Olivia. Baron çok fazla kişiyi kızdırmış olacak ki bizimle benzer duyguları besleyen insanlar da Castor Woods’a dağılmış vaziyette.

Kendi isteklerimiz ve ihtiyaçlarımız kadar onlarınkine de önem verirsek Baron’u alaşağı etme planımızda bize pekala destek sunacaklardır. Buraya kadar gayet basit peki uygulamaya geldiğimizde nasıl bir iş bizi bekliyor o soruya gelelim. Ana hikaye Crane’i tekrar merkeze koyduğu için ilk başlarda ilgi çekici gelse de ilerledikçe fark ediyorsunuz ki tahmin etmesi çok kolay ve plot twistlerden bir hayli arınmış vaziyette. Daha göreve başlamadan ne olacağını kestirebiliyorsunuz ki bu da elbet heves kırıcı oluyor. Fakat görece iyilerin hep kazandığı şeklinde ilerlemeyen hikaye teraziyi az da olsa dengeliyor denebilir. İlk oyundaki o karanlık atmosferin ikinci oyunda hoşlanılmayan tarz yerine tekrar baş gösterdiği de bir gerçek.

Dying Light The Beast

Her ne kadar Dying Light The Beast ile Kyle Crane’in dönmesi sevindirici olsa da ona da bir parantez açmak isterim. Birazcık etrafı kurcalayarak oynarsanız siz de fark edeceksinizdir ki her şeye tamam yaparız tamam çözeriz şeklindeki yaklaşımı biraz alay konusu. Bunun hakkında bir iki diyalog da hali hazırda mevcut. Sanırım süper kahraman olarak görülmek bu tarz durumlar doğuruyor. Neyse konumuza geri dönecek olursak opsiyonel görevler bizi karşılıyor.

Bence bazı görevler hem Crane’in geçmişine ışık tuttuğundan ve bazı şeylerle yüzleşmesini sağladığından ana görev dizisinden daha merak uyandırıcı. Zaten oynanış kısmında daha da detaylı ele alacağımız ama Eceller haricindeki zombilerle gireceğiniz karşılaşmalardan fazlasıyla zevk alacağınız için opsiyonel falan dinlemeden bodoslama gireceksiniz bu görevlere de. Zaten Dying Light The Beast içerik nezdinde nicelik olarak bir çoklukla karşılamıyor bizleri ne yazık ki.

Dying Light The Beast hikayesini toparlayacak olursak işkencelerin ve çektiği eziyetlerin Crane’de açtığı yaraları ve travmaları görmek, karakterle olan bağı kuvvetlendiriyor diyebilirim ancak tahmin etmesi kolay bir hikaye döngüsünün bunu aşağıya çektiği de bir gerçek. Yalnız artık Crane’i de gördüğümüz sinematik sahnelerin ve hikayenin bırakıldığı noktayı da beğendiğimi söylemeliyim. Biraz şahsi bir fikir olacak belki ama seriyi sokacağı konum için güzel bir adım bence.

Dying Light The Beast

Canavarsı oynanış ve gece gündüz döngüsüyle Castor Woods

Gelelim ben de dahil büyük bir çoğunluğun en keyif alacağı kısım olan canavarlaşmaya. Ama önce sıkıcı kısımı kısaca geçelim ki vakit kazanalım. Dying Light The Beast silah noktasında ikinci oyundansa ilk oyunu daha fazla örnek almış diyebiliriz. Yakın menzilli silahların yanında ateşli silahlar da oyunda bulunuyor. Özelllikle sopa, balta veya kılıç gibi yakın menzil silahlar ile aksiyona dalmak bir hayli keyifli. Hatta biraz iddialı konuşacağım belki ama gerçekten bir zombi kıyameti olmuş olsa zombilerin darbelere karşı vereceği reaksiyonlar Techland’in yaptığına bir hayli yakın olurdu. İşin GORE kısmını o kadar iyi yapmışlar ki bazen sırf stres atmak için bile kendinizi umarsızca zombi kesip biçerken buluyorsunuz.

Crane çekmiş olduğu eziyetin acısını resmen zombilerden çıkarıyor. Zombilerin gerçekten aklı olmuş olsaydı başlıkta yer verdiğimiz gibi bir reaksiyon göstermeleri gerekirdi. Çünkü gerçekten aceleniz yoksa gördüğünüz her zombiye dehşetül-vahşet yöntemler uyguluyoruz. Havada uçan kopmuş uzuvlar mı dersiniz parçalanmış ama hala omuzlar üzerinde durduğu için size doğru gelen kafalar mı dersiniz.

Kelimenin tam anlamıyla detay yüklü bir çalışma yürütülmüş. Ha bir de Dying Light The Beast’e de isim veren canavar modu var ki vahşetin dozu burada daha da artıyor. Farklı kelimeler ve kalıplar da anlatabileceğimiz bu durum için en doğru tercihin anlatılmaz yaşanır olduğunun üzerine basarak devam edelim yoksa bu inceleme bitmek bilmez.

Ateşli silahlara ise ya kalabalık bir ekip varsa ya da çok zorda kaldıysanız başvurma ihtiyacı duyduğunuzu söyleyebilirim. Bomba, molotof gibi yardımcı araç gereçler için de durum böyle denebilir. Oradalar mı evet ama kesip biçmek dururken nadiren akıllara geliyor. Zaten güçlü ve keskin silahları bazı modifikasyonlarla daha öteye taşıyabilmek de cabası.

Bir o görevden bir bu göreve parkur yapa yapa ve zombi kese kese ilerlerken o gerici gece vakti de nihayet geliyor. Oyunun geceyi tanıttığı bölüm, Dying Light The Beast geliştirilirken oyuncuların gerçekten dinlediğinin en büyük işareti. Zorluk seviyenize göre gerçekten gerilim değişiyor. Ben normalde oyunları sundukları en zor zorluk seçeneğinde oynamayı tercih etsem de bu sefer bu ilkeden ödün versem mi diye düşünmedim değil. Çıkarttığınız seslere, fener tuttuğunuz yerlere ve elbet gideceğiniz yere nereden gideceğinize çok dikkat etmeniz gerekiyor. Aksi halde eceller size ufak bir gösteri düzenliyor.

Dying Light The Beast

Dying Light The Beast’in görece küçük haritasında ne kadar güvenli nokta açarsanız açın gece vakti bunların birinden ötekine gitmek her zaman yürek isteyecektir. Hazır haritanın küçüklüğüne değinmişken Castor Woods’ta parkur yapmaya bir bakalım. Crane sıfırdan parkur yapmayı öğreniyor denemez. 13 yıl tutsak da kalsa temellere hala hakim. Sadece biraz paslanmış ki bunu da zamanla seviye atlaya atlaya yetenek ağacından açarak üzerinden geliyor.

Bu noktada serinin bugüne dek çıkan oyunlarından farklı olarak canavar formundayken yapılabilen bazı farklı parkur seçenekleri ve çevresel bir iki yeni etkileşim haricinde pek fazla bir şey yok. Kanca tekrar Crane’e bahşedilene kadar temel yöntemleri kanca çıktıktan sonra ise canavar formundaki o yeteneği açana kadar şeklinde 3 döneme bölebiliriz aslında.

Şunu da eklemeliyim ki canavar ve parkur özelliklerini birleştirene kadar bir güvenli noktayı açacağım zaman farklı bir noktadan oraya ulaşmak durumunda kaldım. Fakat bu yeteneği açınca parkur kısımlarının bazıları canavarlaşma sayesinde geçilebiliyor. Misal ben zipline ulaşmam gereken bir noktaya veya yüksek dikenli çitlerden atlayamadığım için ulaşamadığım bir noktaya canavarlaşarak ulaşmayı başardım.

Dying Light The Beast

Tamam parkur yapıyoruz canavarlaşarak parkur da yapıyoruz. O zaman geriye değinmediğimiz tek ulaşım aracı olan araba kalıyor. Dying Light The Beast’te hızlı seyahat bulunmadığı için arabalara epey bir bel bağlıyoruz. Gece gündüz fark etmeksizin kurtarıcımız olarak görebileceğimiz bu araçların yakıt durumlarına, patlamamalarına ve yoldan çıkmamalarına dikkat etmemiz gerekiyor. Şahsen bulduğum ve kesip biçtiğimi her şeyi lootlayan ben bu konuda hiç sıkıntı çekmedim. Oyunda en kıymetli loot diyebileceğimiz mermiler için bile belli bir noktadan sonra Call of Duty’e çevirebilecek kadarına sahiptim ben.

Neyse bazı detaylara değinirken konudan sapmış olsak da tekrardan ana kökümüz olan oynanışa dönelim. Crane’in kazandığı canavarsı özellikler de diğerleri gibi bir yetenek ağacına bağlı ve bu puanları da bazı bosslardan kazanmakta. Kimera olarak adlandırılan bu bosslar, baronun başka çapkın fikirlerinin oyuncağı olarak bulunuyor. Haliyle güç, çeviklik gibi farklı özellikleri ile öne çıkan bu canlıların hakkından gelen Crane puanla ödüllendiriliyor. Bacak gününü bile es geçmeyen bir zombiden çeviklikte neredeyse bize yakın zombiler yer alsa da bu çeşitlilik ilerledikçe pek genişlemiyor.

Lafı uzunca bir süre geveledikten sonra sıradaki başlık için bir kez daha toparlayalım. Dying Light The Beast’in oynanışı canavar modu haricinde tamamıyla yeni bir içerik sunmuyor. Süresi göz önünde bulundurulunca tadı damakta kalan bu eklentiyi bir başka öne çıkan kısım olan vücut parçalama ile sentezleyince ortaya keyifli oynanış sekansları çıkıyor. Ben özellikle bazen sırf keyfen canavar modunda parkur yapmak için bile girip birkaç zombi kafası aldım. Parkur elementleri ise ikinci oyunun aksine daha küçük bir şehir tercihi ile biraz çıta düşürülmüş gibi gelse de hala Örümcek Adam rollenmesine müsait. Techland içerik olarak oyunu biraz daha doldurmuş olsa daha fazla keyif de alabilirdim sanki.

Görsel kalite, detaylar ve müzikler

Dying Light The Beast incelemesi boyunca sürekli değindiğimiz atmosfer ve gerilim ortamının sağlanmasında müziklerin etkisi kesinlikle inkar edilemez. Özellikle ışıklandırmalar nezdinde oldukça iyi performans biz oyuncuları bekliyor. Gecenin o zifiri karanlığı hem gerilimi yansıtıyor hem de ışık açtığınız vakit ben buradayım haa diyerek ecellere de açık davetiye gönderiyormuş gibisiniz. O yüzden özellikle gece dikkat etmeniz gerekse de bir kulağınız seslerde ve pekala müziklerde olsun ki “Son pişmanlık neye yarar” çalmasın kulaklarınızda.

İlk oyunun müziklerinde de rol sahibi kişi ve kişiler bir kez daha iyi bir iş çıkarmış. Benim Dying Light The Beast’in ilk fragmanı gördüğüm vakit Crane’in dönüşünden sonra en çok hoşuma giden nokta o gerici müzik olmuştu açıkçası. Seriye ve karaktere duyduğum sempatinin tekrardan canlanması anlayabileceğiniz üzere pek uzun sürmedi.

Öyle ki durdurak bilmeksizin oynayışıma ya temel ihtiyaçlarımı karşılamak için ya da bir manzarayı karelemek için duraksıyordum. Castor Woods ikinci oyundakine göre pekala daha küçük bir yerleşke. Balkan havasını vermeyi başaran Castor Woods haliyle doğayla da iç içe. Kasaba vari bölgemiz, ormanlar ve endüstriyel noktalar derken gecesinden gündüzüne farklı atmosferler sunuyor. E hal böyle olunca biz de duraksayıp duraksayıp fotoğraf kareleri almayı ihmal etmiyoruz. Bir sonraki başlıkta daha detaylı değinecek olsak da FPS’i yüksek tutmamızın kritik olduğu birinci şahıs kameralı bir oyunda hem yüksek değerler almak hem de iyi bir görsellik sağlamak takdire şayan.

Dying Light The Beast

Dying Light The Beast’in serinin önceki oyunlarından bugüne getirdiği bir başka husus ise haritanın dört bir köşesine dağıtmış olduğu “Easter Egg”ler. Bu konu tamamıyla zevkler ve renkler dyebileceğimiz bir alan olsa da benim hoşuma gittiği için yer vermeye karar verdim. Yine bence geliştiricilerin de aslında birer oyuncu olduğunu ve onların da zaman zaman bizler gibi düşündüğünün en büyük kanıtları arasında. Bir nevi köprü amacı taşıdıklarını da düşünüyorum. Dying Light The Beast’te de bu durum göz ardı edilmemiş ve dizi evreninden tutun başka oyun evrenlerine pek çok farklı minik sürpriz ilavesinde bulunulmuş.

Optimizasyon

Dying Light The Beast’in geliştirilme süreci göz önünde bulundurulduğunda bu kısımda nasıl performans sergileyeceği kritik desek yeridir. DLC’den orta çaplı bir oyuna evrilen bu yapım çıkış gününü de 1 ay kadar erteledikten bir gün öne çekmişlerdi. Nitekim bence, gayet de geçerli bir not alıyorlar. DLSS kullanımı veya özelleştirilebilir grafik seçenekleri gibi detaylara inmeden öncesinde bunu rahatlıkla söyleyebilirim.

4080′ sahip bir laptop ile DLSS’i açmadan öncesinde 60 FPS civarında bir veri ile karşılaşırken DLSS sayesinde ikiye katladım denebilir. Özellikle birinci şahıs kameralı bir oyunda bu değerleri almak ve stabil olmasıyla karşılaşmak mutluluk verici. Bir önceki başlıkta değindiğimiz görselliğe de çok ket vurmadan yapılan bu işlem Dying Light The Beast deneyimini kesinlikle güzelleştiriyor. Benim oynadığım süreçte araçtan inerken veya araca binerken yaşanan minimal oynamalar haricinde sabit bir değerle karşılaşmadığım an sayısı fazla değildi.

Zaten Dying Light The Beast’in ayar seçenekleri arasında pek çok farklı etmeni değiştirerek performans artırmak da mümkün. Görece gereksiz gördüğünüz şeyleri düşürerek daha yüksek ve tatmin edici değerler elde edebilirsiniz. Bir başka deyişle Techland’in optimizasyon hususunda sınıftan geçtiği de söylenebilir. Lakin hatalar için bunu diyebiliriz tam emin değilim. Günbegün gideriliyor olsa da oyunun çıktığı ilk zaman ve bize ulaştırılan sürümde birtakım buglar mevcuttu. Optimizasyon tarafında çıkarılan iş düşünülünce bu noktada da daha iyisi elde edilebilirmiş diyebiliriz.

Son olarak Türkçe dil desteğine sahip Dying Light The Beast’in PC platformundaki özel fiyatına da bir parantez açalım. Steam mağaza sayfasında diğer ülkelerin 60$ fiyat etiketinin aksine 45$ ülkemiz için belirlenen tutar dikkat çekiyor.

Techland tarafından geliştirilen ve yayınlanan Dying Light The Beast, 18 Eylül 2025 itibariyle çıkmış bulunuyor. Eğer okuyacak farklı incelemeler arıyorsanız karanlık ancak iç ısıtan atmosferiyle öne çıkan bulmaca oyunu Strange Antiquities incelememize de göz atabilirsiniz.

Dying Light The Beast
Dying Light The Beast
8
İnceleme 8.0
Bu makaleyi paylaş
Deputy Editor
Takip
"Praise The Sun"
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir